Skip to main content

Blog entry by İNCİ BALCI

İNCİ BALCI
by İNCİ BALCI - Wednesday, 31 December 2025, 12:50 PM
Anyone in the world

Gezegenimizde, insanlık tarihinde, 6000 yıllık bir uygarlık tarihi söz konusu. Bugün
aidiyetlerini sürdüren tarihi uygarlık çevreleri de çok uzun bir tarihe sahipler. İslamiyet, Batı
uygarlıkları, Çin… Peki nedir uygarlık? “Yurttaş” anlamına gelen “civis” kelimesinden
türetilmiş ve “civilization” şeklini almış bir sözcük bu. 1732’de Fransa’da henüz bir hukuk
terimi ve ceza hukuku davasını medeni hukuk davası haline getiren adli bir işlemi ifade
ediyor o dönem.
Aydınlanma döneminin yarattığı iklim bu kelimenin yeni anlamını da beraberinde getiriyor.
“Uygarlık” kelimesini imal etmek, icat etmek gerekiyor. Daha doğumundan itibaren dindışı bir
entelektüel, teknik, ahlaki, toplumsal ilerleme ülküsünü ifade eden sözcük, insanoğlu
tarafından çok büyük beklenti taşıyor. Onun yayılışı ölçüsünde savaşlar, kölelik ve sefalet
yok olacak, insanın insana kulluğu son bulacaktır diye düşünülüyor.
Marcel Mauss bakın ne güzel tanımlıyor onu: İnsanlığın tüm kazanımlarıdır uygarlık.
Beklenti karşılanıyor mu, esas soru bu?
İnsanlık kazanımlarını tamamlamayı tercih ediyor mu?
Tasavvuf edebiyatının başlangıç nedenlerine baktığımızda Moğol istilasına uğrayan
Selçukluların, devlet otoritesinin ortadan kalkması sonucu manevi otorite arayışına tanık
oluruz. Günümüz insanına baktığımızda da- çok çeşitlendirebileceğimiz nedenlerle- manevi
bir arayışın özellikle böyle zamanlarda ön plana çıktığını görürüz. Uygarlaşamayan insanların
yarattığı kaosta…
İşte bu arayış içinde kendine yer buldu Alfa- Beta. Doğada yaşayan insanlar mesela. Onlar
Alfa’da yaşayanlar... Rahat, dingin, keyiflidirler. Yaşamsal bir tehlike barındırmaz çünkü
hayatları. Risk azdır, rekabet azdır; düşünce gücünün, mutluluğun ortaya çıkışı kolay ve
fazladır. İnsanlık kazanımlarını tamamlamayı başarmaksa gerçekten uygarlık, belki de en
uygar onlar.
Beta’ da ise günümüz şehir insanını görürüz. Acil durum odaklı, stresli ve acelecidir. Bu, “an”ı
yaşamadığımız, yaşayamadığımız beyin dalgamızdır aslında. Olumsuzluğa fazlasıyla odaklı
olduklarından, her olasılığın içinde negatif senaryolar aramaya devam ettirir kişiyi. Kişi kişiyi
doğurur sonuçta ve söz edilemez olur uygar davranıştan, kazanım çokluğundan.
Peki, hiç mi şansımız yoktur bunlar arasında bir geçişe? Elbette bunu sağlamanın yolları
mevcut. Mesela çocuklarla oynarken bir anda Alfa oluveririz. Biz öğretmenler ne de şanslıyız
böyle düşününce. Ancak bu deneyimin sayısını artırmak gerekiyor mutluluk için, huzur için.
Beta’dan çıkmak gerekiyor arada da olsa. Bunu sağlamak için doğaya koşmak gerekiyor.
Küçük planlarla kısa mutluluklar yerine, büyük planlarla sürekli savunma geliştirmek zorunda
kalmadan ulaşacağımız uzun mutluluklar vardır belki bizleri bekleyen, ne dersiniz?

[ Modified: Monday, 5 January 2026, 12:59 PM ]
 

  
loader image