Ana içeriğe git

BURÇAK YILDIRIM tarafından blog girdileri

BURÇAK YILDIRIM
yazan BURÇAK YILDIRIM - Pazartesi, 19 Ekim 2026, 10:25 AM
Dünyadaki herkese


  Sonbaharın en güzel taraflarından biri, insanın hiçbir şey yapmadan da hayatı romantize etmesine izin vermesi olabilir. Hava hafifçe serinler, ağaçların yaprakları sararır, kahve içmek artık daha keyiflidir ve yeni dönemle birlikte yeni bir kitaba başlamak için daha iyi bir bahanemiz olur.

  Hazır sonbahardayken (ki sonbahar romantize etmesi en kolay mevsim olabilir) kendime şu soruyu soruyorum: Yapay zekânın bir kitabı birkaç saniyede özetleyebildiği, istediğimiz konuda bize yüzlerce sayfalık metinler üretebildiği bir çağda fiziksel bir kitabı elimize alıp okumaya neden devam ediyoruz?

Çünkü belki de mesele yalnızca ne okuduğumuz değil, nasıl okuduğumuz.

  Artık merak ettiğimiz bir şeyi öğrenmek için uzun uzun araştırmamız gerekmiyor. Bir soruyu yapay zekâya soruyoruz; bize açıklıyor, örnekliyor, sadeleştiriyor, hatta istersek şiire bile dönüştürüyor. Bu büyük bir kolaylık. Bir öğretmen olarak bunu inkâr etmek mümkün değil. Hatta doğru kullandığımızda yapay zekânın bize zaman kazandırdığını ve öğrenme süreçlerimizi zenginleştirdiğini düşünüyorum.

Ama bazen kolaylık, ihtiyacımız olan şey olmayabilir.

  Bir kitabı okurken cevaba hemen ulaşamıyoruz. Bir cümlenin üzerinde duruyor, anlamadığımız yere geri dönüyor, bazen boğazımız düğümleniyor bir paragrafı iki kez okuyoruz. Kitabın kenarına küçük bir not düşüyor, sayfanın köşesini kıvırıyor, nerede kaldığımızı parmağımızla buluyoruz. Belki de bütün bunlar, zihnimizi yavaşlatıyor. Ve bazen yavaşlamak, öğrenmenin ta kendisi.

  Araştırmalar da bu konuda ilginç ipuçları veriyor. Virginia Clinton’ın 2019 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizi, 29 rapordaki 33 çalışmayı ve toplam 2.799 katılımcıyı inceleyerek kâğıttan okumanın, özellikle bilgilendirici metinlerde, ekran üzerinden okumaya kıyasla küçük de olsa bir anlama avantajı sağlayabildiğini gösteriyor. Ayrıca okuyucuların kâğıt üzerinden okurken kendi anlama düzeylerini daha doğru değerlendirdikleri görülüyor.

  Bu, asla ekrandan bir şey okumayalım demek değil (nitekim şu an okuduğunuz metin dijital bir yazı gülüyor ). Teknolojiye karşı romantik bir başkaldırı da değil. Benim için daha çok hayatımızdaki hızın arasına bilinçli olarak biraz yavaşlık koymak meselesi.

Çünkü fiziksel kitabın başka bir tarafı daha var: Ritüeli.

  Kitabı seçmek, çantaya koymak, bir koltuğa oturmak, telefonu biraz uzağa bırakmak, kapağını açmak… Bunların hiçbirini bir yapay zekâ bizim için yapamıyor. Kitabın kokusu, sayfaların sesi, elimizdeki ağırlığı elbette birer bilimsel öğrenme stratejisi değil. Ama insan yalnızca öğrenen bir canlı da değil. Hisseden, hatırlayan, bağ kuran bir canlı.

  Bir öğretmen olarak çocuklara kitap okumayı anlatırken bunu daha çok düşünüyorum. Onlara “kitap okuyun, çünkü faydalı.” demek bana bazen yetersiz geliyor. Kitap okumayı biraz da hayatın içinde kendimize ayırdığımız küçük bir alan olarak anlatmak istiyorum.

  Belki akşam herkes uyuduktan sonra birkaç sayfa. Belki okul çıkışında bir bankta on dakika. Belki yağmur yağarken pencerenin yanında…

Çünkü hayat zaten yeterince hızlı. Mesajlar, toplantılar, bildirimler, ekranlar, mailler, yetişmesi gereken işler… Her şey bizden biraz daha hızlı olmamızı istiyor.

  O yüzden ben fiziksel kitabı biraz da buna karşı seviyorum.

Bir kitabı açtığımda dünya birkaç dakikalığına benden hiçbir şey istemiyor.

Ve galiba yapay zekâ çağında fiziksel kitap okumanın en güzel tarafı da bu:

Bize bilgi vermek zorunda olmayan, bizi bir yere yetiştirmeyen ve sadece birkaç sayfa boyunca bizimle birlikte duran bir şeyin hâlâ var olması.

Belki de hayatı romantize etmek tam olarak budur.
Her şeyi daha verimli hâle getirmeye çalışmak yerine, bazı şeyleri yalnızca güzel olduğu için yapmaya devam etmek.

Bir kitabın sayfasını merakla çevirmek gibi.


 

 

  
loader image