Merhaba Işık Ailesi. Sadece bir öğretmen olarak değil; bir anne, bir veli ve bu toplumda yaşayan bir
vatandaş olarak sesleniyorum. Her şeyin başı sağlık diyor, sonrasında da “eğitim”in geldiğini çok iyi
biliyoruz. 21. yüzyıl becerileriyle çocuklarımızı donatıyoruz, yapay zekâlarla kapasiteleri arttırmaya
çalışıyoruz, dijital dünya ile yüzümüzü ileri bir çağa çeviriyoruz. Tüm kişilik özelliklerimle hepsini canı
gönülden destekliyorum ama resme büyük bakarken çok küçük temel taşlarının da yine o resimden
çıkmaması gerektiğini düşünüyorum. Eğitimin vazgeçilmesi olması gereken, küçük ama temel taşı
olan iki unsur: oyun ve kitaplar.
Bir Türkçe öğretmeni klişesi olarak “kitapların büyüsünü” kaleme almasaydım olmazdı. Ama önce
“oyun” kısmına parantez de açmak gerekir. Ben sokaklarda oyunla büyüyen bir neslin temsilcisiyim.
Yeni bir nesilde ise veli olarak “oyun”la haşır neşir oldum. Daha doğrusu olmaya çalıştım. Benim
çocuğum benim çocukluğum gibi “sokak” kokmadı ne yazık ki ama “oyun” kelimesinin kuvvetini
biliyor. Kitap ise başka. Bambaşka. Daha bir kutsal benim için. Ekran çocuklarına kitap okutmak
şimdiki dünyada zor ama imkansız değil. Çocuklarımıza nasıl kitap okutalım değil yazımın ana fikri.
Önce “biz”den başlayalım.
Bir eğitimci olarak eğitime gönül vermiş bir isimden bahsetmek istiyorum: Ahmet Şerif İzgören. Önce
sosyal medyaya düşen konuşma videolarıyla tanımıştım kendisini. Sonra kitaplarıyla buluştum.
“Masallarda Bir Peri Çıkar Karşınıza Gerçek Hayatta Öğretmen”. Hayatıma, mesleğime dokunan öyle
kuvvetli bir kitap oldu ki. Tüm öğretmen arkadaşlarıma okutmuştum kitabı. Mesleğimde ne zaman
umutsuzluğa düşsem her sayfasında altını çizdiğim hikâyeler ışık oldu karanlığıma. Bu topraklarda
birçok çocuğa, kadına, köy halkına dokunmuş nice öğretmenlerin başarı dolu hikayesine tanık oldum.
Sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanına uzanmış koca yürekli öğretmenleri de tanıdım. Bu
hikayelerden feyz almak yolumu açtı bir anlamda. Sonra “Süperman Türk Olsaydı Pelerinini Annesi
Bağlardı” adlı kitabı okumadan geçemezdim. Bu sefer de eğitime bir veli gözüyle bakmamı sağladı.
Yine satırların altları çizildi, yine dersler çıkarıldı. Ve kitap yine tavsiye edildi çokça.
Sonra küçük şehrimin butik kitapçısının vitrininde hızlı bir kitap taraması yaparken “Ahmet Şerif
İzgören” ismini görünce kitabın adına bakmadan kitapçıya girdim ve “Ahmet Hoca’nın kitabını
istiyorum.” dedim. Yeni kitabı çıkmış ve kitabın adını hâlâ bilmiyordum. Gerek de yoktu o an için. Ne
yazdıysa yine ufuk açıcıdır dedim. Kitabın ödemesini yaparken okudum kitabın adını: AT ŞU ADIMI.
Öyle de yapmıştım. Kitapçıdan içeri adım atmamıştım sadece. Bir öğretmen, bir anne ve bir yurttaş
olarak da attığım adımlar vardı aslında. İşte “bir kitap okudum, hayatım değişti” öyküsü. O değişen
hayatın içeriği bana kalsın.
Çok karakterli hikâyeler, çok yalın bir dille kaleme alınmıştı her üç eserde de. “Önsöz”ü okurken bile
uçakta, Ahmet Hoca’nın yanında sohbet ediyormuşsunuz hissine kapılabilirsiniz. Altını çizeceğiniz çok
güzel özlü sözler ve gerçek hayatlar var bu kitaplarda. Eğitimi dert edinmiş insanlar için başucu
kitapları bunlar. Artık kişisel değil, toplumsal gelişelim Azizim.
Saygılar, Azizim!
Günay Miray GÖK
Türkçe- Öğretmeni