Ana içeriğe git

Erkan Sagnak tarafından blog girdileri

Dünyadaki herkese

 

I. Giriş

Günümüz teknolojik dönüşümünün en çarpıcı örneklerinden biri, yapay zeka sistemlerinin üretkenlik düzeyinde ortaya koyduğu içeriklerdir. Bu içerikler, geleneksel olarak insan yaratıcılığının ürünü sayılan eserler ile kıyaslandığında, “yaratıcılık” kavramını ve “eser sahibi” tanımını yeniden sorgulatmaktadır. Felsefi bir perspektiften bakıldığında, telif hakkı korumasının temel amacı, yaratıcılığı teşvik etmek ve özgün çalışmaları ekonomik, kültürel ve toplumsal değer olarak tanımaktır. Peki, yapay zeka tarafından üretilen içerikler bu kriterlere uymakta mıdır ve dolayısıyla telif hakkı korumasını gerektirmekte midir?

II. Yaratıcılık, Eser Sahipliği ve İnsan Deneyimi

Yaratıcılık, eser sahipliği ve insan deneyimi kavramları, klasik felsefi düşüncede insanın öznel dünyasının, duygusal derinliğinin ve entelektüel çabasının bir yansıması olarak ele alınır. Geleneksel anlamda bir eserin ortaya çıkışı, sanatçının yaşam tecrübesi, bilinçli düşünce süreçleri ve estetik duyarlılığının somutlaşmasıdır. Bu durum, eserin yalnızca fiziksel bir üretim süreci değil, aynı zamanda insanın içsel dünyasının ve deneyimlerinin özgün bir ifadesi olarak değerlendirilmesini sağlar. Eser sahipliği, bu yaratıcı sürecin meyvesi olarak, emeğin ve bireysel ifadenin tanınması ve ödüllendirilmesi amacına hizmet eder; telif hakkı sistemi de bu bağlamda, bireyin yaratıcı emeğini koruyarak toplumsal kültürel mirası sürdürmeyi hedefler (Çoban, 2022).

Ancak, günümüz teknolojik dönüşümünün en çarpıcı örneklerinden biri olan yapay zeka sistemleri, yaratıcı süreçleri yeniden tanımlamaya zorlamaktadır. Yapay zeka, geniş veri kümeleri ve karmaşık algoritmalar aracılığıyla özgün içerikler üretebilmekte; ancak bu üretim, insanın bilinçli, duygusal ve estetik katkılarından yoksun kalabilmektedir. Burada şu temel soru ortaya çıkar: Yaratıcılık, yalnızca insanın içsel deneyimlerinin bir ifadesi midir, yoksa algoritmaların öngörülemeyen kombinasyonları da “yaratıcı” kabul edilebilir mi? Eğer yaratıcılık, esasen insanın deneyimsel zenginliğine bağlı ise, yapay zeka tarafından otomatik üretilen içeriklerin, gerçek anlamda yaratıcı olup olmadığı tartışmaya açıktır. Bu noktada, insan deneyiminin derinliği ve özgünlüğü, eserin değerini ve korunmasını sağlayan temel unsurlar olarak ön plana çıkar.

Eser sahipliği kavramı da bu tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Geleneksel telif hakkı sistemi, eserin yaratım sürecinde sergilenen bireysel çabayı, özgün düşünceyi ve duygusal derinliği ödüllendirmek üzere yapılandırılmıştır. Ancak yapay zeka ürünlerinde, eserin ortaya çıkışında insan girdisinin yanı sıra algoritmaların öngörülebilir kalıplarının etkisi de bulunmaktadır. Bu durum, yapay zeka tarafından oluşturulan eserlerin kime ait olması gerektiği sorusunu belirsizleştirir; çünkü klasik tanımda “eser sahibi” ifadesi, insanın bilinçli katkısını temel alır. Dolayısıyla, yapay zekanın ürettiği içeriklerin telif hakkı kapsamında korunup korunmaması, yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda insanın yaratıcılık ve deneyim dünyasının korunup korunmamasıyla ilgili derin felsefi soruları da gündeme getirir (Poland, 2023; Yang & Zhang, 2024).

Bu tartışmalar, yaratıcı sürecin doğasının yeniden yorumlanması gerektiğini ortaya koyar. Eğer yaratıcı faaliyet, yalnızca insanın subjektif deneyimlerinin bir ifadesi ise, yapay zeka tarafından üretilen eserlerin mekanik kombinasyonlardan ibaret olduğu ve dolayısıyla gerçek anlamda “yaratıcı” sayılmaması gerekebilir. Öte yandan, yapay zekanın sunduğu özgün kalıplar ve beklenmedik sonuçlar, yeni bir yaratıcılık biçiminin varlığını işaret ediyorsa, o zaman geleneksel kavramların ötesinde, farklı bir telif hakkı düzenlemesi gerekebilir. Bu noktada, insan deneyiminin, duygusal ve entelektüel derinliğin, eserin özgünlüğünde oynadığı rol, tartışmanın temelinde yer alır; çünkü gerçek yaratıcılık, yalnızca teknik üretimden ziyade, insanın yaşamdan edindiği deneyimlerin ve düşünsel zenginliğin somutlaşması olarak değerlendirilebilir.

III. Telif Hakkının İşlevi ve Felsefi Dayanakları

Telif hakkı, toplumların kültürel ve entelektüel gelişimine önemli katkılar sağlayan, bireylerin özgün yaratıcılık çabalarını tanıyan ve ödüllendiren temel bir hukuki düzenlemedir. Bu düzenleme yalnızca eserlerin ekonomik değerini korumakla kalmaz, aynı zamanda o eserlerin yaratım sürecinde sergilenen bireysel deneyim, duygusal derinlik ve entelektüel emek gibi ögelerin de korunmasını amaçlar. Telif hakkının işlevi, yaratıcılığı teşvik etmek ve bireylerin özgün düşüncelerini toplumsal hafızaya kazandırmak suretiyle kültürel mirasın sürekliliğini sağlamak üzerine kuruludur. Bu bağlamda, felsefi dayanaklar; bireysel emeğin, özgünlüğün ve estetik değerlerin tanınması ilkesine dayanır. Yaratıcılık kavramı, tarihsel olarak insanın bilinçli ve duygusal deneyimleriyle iç içe geçmiş, estetik duyarlılık ve subjektif yorumların somutlaşması olarak görülmüştür (Çoban, 2022). Dolayısıyla, telif hakkı sistemi, insanın yaşam deneyimlerinin, entelektüel çabasının ve duygusal ifadesinin bir yansıması olarak ortaya çıkan eserleri korumayı amaçlar.

IV. Yaratıcılık ve Eser Kavramı Üzerine Sorgulamalar

Soru: Klasik felsefi yaklaşımlarda, "yaratıcılık" insanın bilinçli düşüncesi, duygusal deneyimi ve özgün ifadesiyle yakından ilişkilendirilmiştir. Peki, yapay zeka tarafından üretilen bir çıktı, gerçekten "yaratıcı" kabul edilebilir mi?

Düşünce Denemesi: Eğer yaratıcılık, yalnızca insan deneyiminin bir yansıması ise, yapay zeka tarafından oluşturulan içerik, otonom bir şekilde ortaya çıksa dahi, temelde insan girdisinin ve yönlendirmenin sonucu olduğundan, bu içeriklerin "yaratıcı" olup olmadığı tartışmaya açık kalır (Çoban, 2022​). Öte yandan, yapay zeka sistemlerinin sunduğu özgün kombinasyonlar, daha önce hiç görülmemiş eserler ortaya koyuyorsa, bu durum "yeni" bir yaratıcılık tanımına ihtiyaç duyulduğunu da düşündürebilir.

Soru: Telif hakkı koruması, esasen yaratıcılığı ödüllendirmek, emeği tanımak ve toplumsal kültürel mirası korumak amacını taşır. Ancak yapay zeka tarafından üretilen eserlerde bu temel prensipler nasıl uygulanmalıdır?

Düşünce Denemesi: Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bazı davalarda (örneğin, “Zarya of the Dawn” davası) yapay zeka çıktılarında insan katkısının belirleyici olduğu vurgulanırken, tamamen otonom üretilen kısımların korunmayacağı öne sürülmektedir (Poland, 2023​). Ancak bu yaklaşım, telif hakkı korumasının sadece insan emeğine dayalı olması gerektiği varsayımını yeniden gündeme getiriyor. Bu durumda; yapay zekanın geliştirilmesinde emeği geçen kişiler, kullanıcılar veya yatırımcılar arasında hak dağılımının nasıl olması gerektiği konusunda net bir fikir birliği henüz sağlanamamıştır.

Soru: Yapay zeka, kendi varlığına ilişkin bilinç veya kişilik kazanır mı? Eğer kazanırsa, bu durum telif hakkı kavramını temelden nasıl değiştirecektir?

Düşünce Denemesi: Bazı teorik yaklaşımlar, yapay zekaya sınırlı da olsa “elektronik kişilik” tanınabileceğini öne sürerken, bu durumun etik ve hukuki sonuçları tartışmalı hale gelmektedir. Eğer yapay zekaya bağımsız bir kişilik atfedilirse, o zaman ürettiği eserlerin de doğrudan onun eser sahibi olarak korunması gündeme gelebilir. Ancak bu, insan yaratıcılığına dayalı telif hakkı kavramının temelini sarsar mı? Bu soru, hem felsefi hem de yasal açıdan henüz net bir cevabı olmayan bir mesele olarak kalmaktadır.

V. Sonuç

Yapay zeka tarafından üretilen eserlerin telif hakkı kapsamına alınması sorunu, yalnızca hukuki bir mesele olmakla kalmayıp, felsefi, etik ve toplumsal boyutları da barındıran karmaşık bir tartışmadır. Bir yandan, teknolojik gelişmenin ve yaratıcı inovasyonun desteklenmesi için koruma mekanizmalarına ihtiyaç duyulurken, diğer yandan telif hakkının temel dayanakları olan insan yaratıcılığı, bilinç ve duygusal derinlik kavramları sorgulanmaktadır. Bu çerçevede, yapay zeka tarafından üretilen eserlerin telif hakkı kapsamına alınması yönündeki yaklaşım, insan girdisinin ve yaratıcılığın varlığını esas alan bir uygulamayla sınırlı tutulabilir veya alternatif sui generis (kendine özgü) koruma modelleri geliştirilebilir. Nihai karar, hangi değerlerin ve prensiplerin toplum tarafından daha çok benimseneceğine bağlı olarak, dinamik ve bağlama duyarlı bir düzenlemeyle şekillendirilebilir.

 

 

Referanslar

Çoban, Y. T. (2022). Türk Fikri Mülkiyet Hukuku Çerçevesinde Yapay Zekâ Ürünleri. On İki Levha Yayıncılık.

Poland, C. M. (2023). Generative AI and US Intellectual Property Law. arXiv. https://arxiv.org/abs/2311.16023

Yang, S. A., & Zhang, A. H. (2024). Generative AI and Copyright: A Dynamic Perspective. arXiv. https://arxiv.org/abs/2402.17801

 

 

 

  
loader image