Otorite, günlük yaşamda sıkça kullandığımız, bazen saygıyı bazen ise tepkiselliği içinde barındıran bir kavramdır. Otorite, yalnızca bir güç unsuru değil, aynı zamanda bireyin iç dünyasını şekillendiren onun gelişimini destekleyen bir yapı taşıdır. Otoriterlikten farklı olarak, otorite zorlayıcı bir unsur değil, bireyin kendini güvende hissetmesine yardımcı olan bir rehberdir.
Çocuklarımızın hayat yolculuğundaki farklı dönemler, otorite kavramının farklı anlamlar ve dinamiklerle şekillendiği kritik süreçlerdir. Hem çocukluk hem de ergenlik döneminde otoriteye yaklaşımlarımız, bireysel gelişim süreçlerini destekleyen bir rehberlik çizgisiyle belirlenmelidir. Çocuklarımızın büyürken bireyselleştiği ergenlik dönemi, otorite kavramını yeniden sorguladığımız çok önemli bir dönüşüm sürecidir. Bu dönemde bireyin iç dünyasında ebeveyn figürlerinin yeri değişirken, bireyselleşme ve özerkleşme çabaları yoğunlaşır. Çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim ve güven temelinde kurulan bir otorite ilişkisi, bu süreci daha kolay ve anlaşılabilir hale getirebilir.
1. Çocukluk Döneminde Otoriteye Yaklaşım: Sınırlar ve Empati
Çocukluk döneminde otorite, ebeveynler ve bakım verenler tarafından temsil edilir. Çocuk, temel güven duygusunu bu otorite figürleri aracılığıyla geliştirir. Güvenli ve sağlıklı bir bağlanma süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda otoriteyi içselleştirmesini kolaylaştırır. Bu dönemde ebeveynlerin tutarlı, sevgi dolu ve sınır koyan bir yaklaşım sergilemesi, çocuğun ruhsal gelişimi için kritik öneme sahiptir. Çocukluk döneminde otorite, sevgiyi ve disiplini bir arada sunabilen bir yaklaşımla öne çıkar. Bu yaşta çocuklar, dış dünyayı ebeveynleri aracılığıyla anlamlandırır. Sabırla konulan sınırlar, çocuğun hem güven hem de düzen duygusu geliştirmesine yardımcı olur. Örneğin, bir çocuk sürekli olarak yemek saatlerine uymuyorsa, ebeveynin tutarlı bir şekilde “Yemek saati geldi, önce yemeğimizi yiyelim, sonra oyun oynayabilirsin.” şeklinde yönlendirmesi, çocuğa sınır koymayı öğretirken aynı zamanda güven duygusunu da pekiştirir. Aşırı baskıcı bir tutum sergilenir ise çocuk kurallara karşı direnç geliştirebilir, aşırı serbest bırakılır ise sınır koymayı öğrenemez.
2. Okul Döneminde Otoritenin Önemi
İlkokul ve ortaokul dönemindeki çocuklar, dış dünyayla daha fazla etkileşime girdikçe ebeveyn otoritesinin yanında öğretmenlerinin ve sosyal çevrelerinin otoritesine de maruz kalır. Bu dönemde çocuklar, kuralların neden var olduğunu anlamaya başlar ve otoriteyi yalnızca bir baskı unsuru olarak değil, aynı zamanda düzeni sağlayan ve güven veren bir yapı olarak görmeye başlarlar. Örneğin; bir çocuk öğretmenin belirlediği sınıf kurallarına uymakta zorlanıyorsa, öğretmenin ona “Bu kurallar sınıftaki herkesin kendini güvende hissetmesi için var.” şeklinde açıklama yapması, çocuğun otoriteyi bir dayatma olarak değil, düzeni sağlayan bir yapı olarak görmesine yardımcı olur. Aynı şekilde, ebeveynler de ev kurallarını açık ve anlaşılır bir şekilde çocuğa sunmalıdır.
3. Ergenlikte Otoriteye Karşı Direnç: Doğal Bir Kimlik Arayışı
Ergenlik, yalnızca bedensel değişimlerin değil, aynı zamanda kişinin ruhsallığında da derin dönüşümlerin yaşandığı bir geçiş dönemidir. Ergenlik, aslında bir “kabuk değişimi” sürecidir; bu süreçte, birey hem dışsal dünyayla hem de kendi iç dünyasıyla yeniden ilişki kurar. Bu dönüşümün merkezinde, otorite kavramı önemli bir rol oynar. Ergenler, kendi kararlarını vermek ve bağımsız olmak isterken, ebeveynler de onların güvenliğini sağlamak için bazı kurallar koyar. Otorite, sınırlar koymanın yanı sıra, ergenin kendini ifade etmesine de fırsat tanımalıdır. Ergenler, büyüdükçe çevrelerinden gelen mesajları sorgular ve kendi yollarını çizmeye çalışırlar. Bu süreçte ebeveynlerin, çocuklarının bağımsızlık çabasını anlamaları ve onlara rehberlik etmeleri önemlidir. Hem ebeveynler hem de gençler için otoritenin ne anlama geldiğini anlamak, daha sağlıklı ilişkiler kurmak için önemli bir adımdır. Bununla birlikte, çocuklar ailelerinden aldıkları otoriteyi bir kenara bırakıp, kendi değerlerini ve kimliklerini bulmaya başlarlar. Bu süreçte, anne ve babaların otoritesi yerini, çocukların içsel olarak geliştirdiği bir "benlik" otoritesine bırakır. Bu, onlara özgürlük hissi verirken, bir yandan da kendilerini koruyabilecekleri, güçlü bir rehber arayışına sokar.
4. Nesil Farkının Otorite İle İlişkisi
Çocukların doğduğu andan itibaren karşılaştığı en temel görevlerinden biri, kendisi ile öteki arasındaki farkları belirlemek ve bu farklar içinde kendisine ait olanı anlamaktır. Nesil farkı kavramı, bireylerin ruhsal ve sosyal dünyalarında kendilerini inşa etmeleri için bir temel taş sağlar. Bu kavram, sadece büyük ve küçük olanı ayırt etmekle kalmaz, aynı zamanda her iki grubun haklarını ve sınırlarını güvenli bir biçimde tarif eder. Özellikle ruh sağlığı açısından ele alındığında, nesil farkı, bireylerin kendilerini ruhsal olarak güvende hissetmelerine yardımcı olan bir araçtır.
Nesil farkının otorite ile ilişkisi, bireyin kendini tanıma ve sınırlarını belirleme sürecinde önemli bir rol oynar. Otorite, yalnızca kurallar koyan bir figür değil, aynı zamanda bireyin kendini ve çevresini anlamasına rehberlik eden kişidir. Çocuklar için ebeveynler ve bakım verenler, bu otoritenin ilk temsilcileridir. Onlar, çocuğun duygularını ve ihtiyaçlarını anlamasına yardımcı olurken, aynı zamanda nesiller arası sürekliliği sağlayan bilgi ve değerleri aktarırlar.
Anneler ve babalar, çocuklarına sınırlarını öğretirken, onların kendilerini tanımalarına yardımcı olurlar. Mesela, "Şu an çok yorgunsun, dinlenmen gerek." dediklerinde, çocuk hem kendisini tanımaya başlar hem de duygusal olarak sınırlarını fark eder. Böylece ebeveynler, sadece kurallar koymakla kalmaz, aynı zamanda çocuğa içsel bir rehberlik sunarak, onun sağlıklı bir kimlik geliştirmesine yardımcı olurlar. Bu iç sesler, bir nesilden diğerine aktarılır ve çocuk büyüdükçe bu sesler, karşılaştığı zorluklarla baş etmesine yardımcı olur. Otorite, kişiyi zorlamak veya olumsuz duygular hissettirmek yerine, onu sakinleştirir, iyi gelecek çözümleri bulmasına yardımcı olur ve sınırlarını belirler.
5. Bilinç dışı İletişim ve Otorite
Otorite, yalnızca sözlerle değil, bilinç dışı mesajlarla da aktarılır. Ebeveynin ses tonu, beden dili, yüz ifadesi ve hatta sessizlikleri, çocuğun zihninde derin izler bırakır. Çocuk, çoğu zaman bilinçli olarak duymadığı mesajları alır; ebeveyninin ruh hali ve tavırları onun iç dünyasında güçlü bir etki yaratır. Sakin, tutarlı ve anlayışlı bir iletişim, çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağlar. Ebeveynin tutarlı ve kararlı tavrı, çocuğa yalnızca sınırlar koymakla kalmaz, aynı zamanda dünyayı daha güvenli algılamasına yardımcı olur. Rahat bir duruş ve sakin bir ses tonu, çocuk için çok daha güven verici olabilir. Örneğin, bir çocuk anne ve babasının sesindeki sakinlikten veya gerginlikten, o anki ruh halini hissedebilir. Eğer bir ebeveyn, çocuğuna "Bunu yapmalısın!" derken gergin bir duruş sergiliyorsa, çocuk bu mesajı yalnızca bir talimat olarak değil, aynı zamanda bir baskı olarak algılayabilir. Ancak, aynı mesaj sakin bir ses tonu ve güvenli bir beden diliyle verilirse, çocuk daha rahat hissedebilir. Sonuç olarak, bilinç dışı düzeydeki iletişim, çocuğun duygusal gelişimini derinden etkiler. Çocuk, ebeveynlerinin sözlerinden çok, onların tutumlarından ve davranışlarından öğrenir. Sakin, tutarlı ve anlayışlı bir iletişim, çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağlar ve güvenli bir otorite figürüne duyduğu ihtiyacı karşılar.
6. Rehber Otorite: Bireyin Kendi "İç Sesi"ni Yaratması
Sağlıklı bir otorite anlayışı, çocuğun kendi "iç sesini" oluşturmasına rehberlik eder. Bu iç ses, çocuğun içsel gücünü keşfetmesine, sınırlarını tanımasına ve bağımsız kararlar alabilmesine olanak tanır. Ebeveynler, çocuklarına sadece doğruyu veya yanlışı öğretmekle kalmaz; aynı zamanda onların kendi duygusal ve düşünsel süreçlerini anlamalarına, kendi değerlerini ve prensiplerini oluşturmalarına yardımcı olurlar.
Rehber otorite rolü, çocuğun öz farkındalığını kazanmasını sağlayarak, ona kendi yolunu bulma gücü verir. Örneğin, çocuğun arkadaşıyla yaşadığı bir çatışma durumunda, ebeveynin ona "Nasıl hissediyorsun? Hangi adımı atmak istersin?" gibi sorular sorması, çocuğun duygusal tepkilerini anlamasına ve bu duygulara uygun şekilde tepki vermesine yardımcı olabilir. Bu, çocuğun sadece dışsal kurallara değil, kendi içsel değerlerine ve sesine de kulak vermesini sağlar.
Ebeveynler, çocuklarına sağladıkları rehberlikle, onların kendi düşüncelerine güvenmelerini ve kendi sınırlarını belirlemelerini sağlar. Bu süreç, çocuğun hem kendini tanıma yolculuğunda hem de sağlıklı ilişkiler kurma açısından önemli bir temel oluşturur. Sonuçta, güçlü bir iç ses, sadece bireyin kişisel hayatında değil, başkalarıyla olan ilişkilerinde de daha sağlam bir duruş sergilemesine olanak tanır.
7. Sorumluluk ve Sonuçlarla Yüzleşme
Sorumluluk almak ve sonuçlarla yüzleşmek, bireyin gelişiminde kritik bir rol oynar. Bu süreç, çocukluk döneminden itibaren başlar ve ergenlikte daha derinleşir. Küçük yaşlardaki çocuklar, basit görevlerle sorumluluk almayı öğrenir. Örneğin, oyuncaklarını toplamak, odasını düzenlemek veya küçük sorumluluklar almak, onların karar verme becerilerini ve sonuçlarla başa çıkma yeteneklerini geliştirir. Bu tür görevler, çocukların içsel rehberliklerini oluşturmalarına ve sorumluluk duygusu kazanmalarına yardımcı olur.
Ergenlik dönemine gelindiğinde, sorumluluklar daha karmaşık hale gelir. Çocuk, artık sadece küçük günlük görevlerle değil, daha büyük kararlarla ve sorumluluklarla yüzleşir. Bu dönemde, ebeveynlerin çocuklarına daha fazla özgürlük ve karar alma fırsatları tanıması oldukça önemlidir. Yanlış kararlar almak, ergenlikte daha sık karşılaşılan bir durumdur, ancak bu hatalar, bireyin öğrenme sürecinin bir parçasıdır. Hatalarla yüzleşmek, ergenin sadece sonuçları kabul etmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda duygusal olgunluğunu geliştirmesine yardımcı olur.
Aileler, çocuklarına sorumluluk almayı ve bu sorumlulukların sonuçlarıyla yüzleşmeyi öğretirken, onlara hatalarını kabul etme ve bu hatalardan ders çıkarma fırsatları da sunmalıdır. Bu süreç, sadece çocukların bireysel becerilerini güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda sosyal ilişkilerinde de daha sağlıklı bir duruş sergilemelerine olanak tanır. Çocuklukta başlayan bu sorumluluk ve sonuçlarla yüzleşme, ergenlikte daha büyük bir olgunlukla karşılık bulur ve bireyin hayatı boyunca karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilme yeteneğini güçlendirir.
REFERANSLAR
Akkapulu, F. (2019). Hangi otorite. Bağlam Yayınevı̇.
Baumrind, D. (1991). The Influence of Parenting Style on Adolescent Competence and Substance Use. Journal of Early Adolescence, 11(1), 56-95.
Fruhauf, T. (2017). Günümüz ergenini anlamaya psikanalitik gözlem ve düşünce ne katabilir? (P. Padar, Çev.). İstanbul Psikanaliz Derneği 18. Gençlik Günleri Sempozyumu.
Kojéve, A. (1942). Otorite Kavramı, çev. Murat Erşen, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2007.
Parman, T. (2020). Ergenliğin Tutkusu. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Steinberg, L. (2001). We Know Some Things: Parent-Adolescent Relationships in Retrospect. Journal of Research on Adolescence, 11(1), 1- 19.