Ana içeriğe git

GÖKSEL SERKAN OĞUZ tarafından blog girdileri

Dünyadaki herkese

 

“Tek bir kişinin kurduğu milyar dolarlık bir şirketin ortaya çıkacağı yıl için tahminler yapıyoruz. Yapay zekâ olmasaydı bu mümkün değildi, ama artık olacak.”
                                                                                    Sam Altman, OPENAI

 

Dijital Rönesans: Büyük değişim, büyük adaptasyon

 

Son zamanlarda fark etsek de etmesek de büyük bir değişimin içindeyiz.

 

Yapay zekâ artık hayatın dışında bir şey değil, tam ortasında.

 

Ben de bu süreci yakından takip eden ve yapay zeka araçlarını aktif kullanan biri olarak, eğitim alanında bunun ne anlama geldiğini kendi deneyimim üzerinden paylaşmak istiyorum.

Açıkçası yapay zekâya ilk başta ben de çoğu kişi gibi yaklaştım. İlginçti, güçlüydü ama çok da hayatımı değiştirecek bir şey gibi gelmiyordu.

 


Zamanla sadece bu teknolojiyi kullanan değil, gerçekten hâkim olan biri hâline geldim. Yeni teknolojilere ve kullanım alanlarına olan ilgim sayesinde de yapay zeka ile haşır-neşir olmaya başladım.  Farklı araçları denedim, neyi nerede kullanmam gerektiğini öğrendim. Bu yüzden değişimi biraz daha içeriden gözlemleme şansım oldu.

 

Ve bir süre sonra fark ettim ki Yapay Zeka sadece “yeni bir araç” değildi.

Yapay Zeka artık yavaş yavaş günlük hayatımın içine girmeye başlamıştı; Bir şey yazarken yardım almak, bir fikri hızlıca geliştirmek, bir şeyi daha iyi anlatabilmek için yanımda danışabileceğim bir yardımcım vardı artık. Ancak daha sonra fark ettim ki bu araç bana sadece hız kazandırmıyor, aynı zamanda yapabileceklerimin sınırlarını da genişletiyordu.

 

Tüm bu düşüncelerle meşgulken kırılma noktası biraz daha farklı bir yerden geldi.

 

Bir sunum hazırlıyor ve yeni teknolojilere adapte olma üzerine düşünüyordum. Aklıma birden dünyaya çarpan meteor ve yok olan dinozorlar örneği geldi. Devasa, güçlü, alanına tamamen hâkim canlılar…  Bir meteor geliyor ve neredeyse hepsi yok oluyordu. Hayatta kalanlar ise en güçlü olanlar değil; daha küçük, daha esnek, daha uyum sağlayabilen canlılardı.

 

Ve kendi kendime şu soruyu sordum:
Bugünün “dinozorları” kim? Bu dijital meteora, bu dijital değişime ayak uyduramayıp yok mu olacağız? Yoksa adapte olup hayatta mı kalacağız?

 

Son 100 yıldır bir alanda uzmanlaşma, o alanda en iyi hizmeti sunma ve en sonunda da alanında vazgeçilmez olma, profesyonel hayatımızda önemli bir nokta. Bu hâlâ önemli, ama artık tek başına yeterli değil gibi geliyor.

 

Çünkü bu dijital dönüşüm, bu dijital meteor tabiri caizse oyunu tamamen değiştirdi.

Rönesans Dönemi’nin en önemli bilim insanlarından biri olan Leonardo Da Vinci, sadece bir ressam değil, bir mucit, bir pratisyen, bir mühendis ve bir filozoftu. Bu da onu kendi dönemindeki akranlarından bariz bir şekilde ayırıyordu. Kendi zamanının büyük değişimine ayak uydurmuş ve adapte olmuştu.

 

Yapay zekâ ile birlikte de artık “Dijital Rönesans” devrine giriyoruz.  Artık tek bir kişi birden fazla alanda üretim yapabiliyor: Yazı yazabiliyor, görsel oluşturabiliyor, kod yazabiliyor, fikir geliştirebiliyor. Yani bir anlamda yeniden günümüzün “da Vinci”si olabilmek mümkün hâle geliyor.

 

Kendi adıma bu değişimi çok net yaşadım demiştim.
Okulumuzun sunduğu Dijital Liderler Akademisi programı kapsamında öğrendiğimiz yeni yapay zeka araçları ile çok daha efektif ve hızlı bir şekilde görseller, yeni dokümanlar, testler, ders planları oluşturabiliyor ve daha öncekileri de çok kısa sürede geliştirebiliyorum.

 

Eskiden bir dersi planlamak, materyal oluşturmak ve derse hazır hale getirmek, bir fikri kullanılabilir bir materyale çevirmek çok daha uzun sürüyordu. Şimdi ise fikirden prototipe geçiş çok daha hızlanmış durumda. Eksik olduğum yerlerde yapay zekadan anında destek alabiliyor, her gün yeni bir kullanım yolu keşfediyorum. Bu da beni sadece inovatif bir öğretmen olmaktan çıkarıp daha geniş düşünebilen birine dönüştürüyor.

 

Açıkçası bu süreçte kendimi ciddi şekilde geliştirdiğimi de hissediyorum.
Tek bir alana bağlı kalmak yerine, farklı alanları birleştirebilen birine dönüşmeye başladım.

 

Son 5 yıldır küçük bir video oyun geliştirme sürecinin içerisine de girdim. Bu sürecim de OPENAI Codex, Anthropic Claude ve Gemini’ın kod yazma, görsel oluşturma araçları sayesinde inanılmaz bir şekilde ve katlanarak hızlandı. 

 

İşte tam burada tekrar “Rönesans” fikrine dönmek istiyorum.

 

Artık tek başımıza değiliz.
Yanımızda sürekli destek alabileceğimiz bir “yardımcımız” var.

 

İşte bu yüzden de bu değişime “Dijital Rönesans” adını verdim. Nasıl Rönesans ile bilgi yayılabilir ve herkese ulaşılabiir bir hale geldiyse dünyanın tüm kütüphaneleri ve onlarla neler yapabileceğimizi bize sunan ve insan dilini anlayıp sizinle etkileşim kurabilen bir kütüphaneye sahibiz. Bu yüzden bu değişimin insanoğlunun bilgiye bakışını, kullanışını tamamen değiştirecek bir büyüklükte olduğunu düşünerek bu isimde karar kıldım.

 

Tekrar eğitime dönersek,

 

Sınıfa girdiğimde artık şunu çok net görebiliyoruz:
Öğrenciler bilgiye ulaşmakta zorlanmıyor. Bir şeyi merak ettiklerinde saniyeler içerisinde cevap bulabiliyorlar.

 

Bu da biz öğretmenlerin rolünü ister istemez değiştiriyor.

 

Eskiden daha çok anlatan taraftaydık. Şimdi ise daha çok yönlendiren taraftayız.
Bazen kendimi ders anlatan biri gibi değil de, öğrencilerle birlikte öğrenme sürecini yöneten biri gibi hissediyorum.

Bir öğrenci bir sorunun cevabına anında ulaşabiliyor ama burada kritik olan şey şu:
Sadece cevaba ulaşmak değil, o cevabı anlamak.

 

O yüzden artık öğrencilerle konuşurken şunlar daha önemli hâle geliyor:

 

       Öğrenci bu cevaba nasıl ulaşmış?

 

       Bunun doğru olduğunu nasıl anladın?

 

       Bunu sen nasıl geliştirebilirsin?

 

Yani aslında yapay zekâ arttıkça insan tarafı ve onu yönlendirenler olarak biz insanların rolü daha da artıyor.

 

 Bence önümüzdeki dönemde öne çıkacak insanlar en güçlü olanlar değil.
 En hızlı uyum sağlayabilenler olacak. Aslında bu süreç tarih boyunca da böyle olmuştur.

 

Tıpkı o meteor sonrası hayatta kalanlar gibi.

 

Dijital Rönesans dediğimiz şey aslında çok uzak bir gelecek değil. Zaten başlamış ve içinde olduğumuz bir süreç..

 

Ve belki de en önemli soru şu:
Biz bu değişimi dışarıdan izleyen mi olacağız, yoksa onunla birlikte dönüşen mi?

 

Ben kendi adıma ikinci tarafta olmayı seçiyorum.

 

[ Değiştirildi: Cuma, 15 Mayıs 2026, 2:06 PM ]
 

  
loader image