Yapay zekâ (YZ), eğitimde son yılların en hızlı yayılan teknolojisi haline gelirken, okullar için hem büyük bir potansiyel hem de dikkat edilmesi gereken önemli riskler barındırıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise öğretmenler, öğrenciler ve eğitim liderleri yer alıyor.
• Kişiselleştirilmiş öğrenme:
YZ, her öğrencinin öğrenme hızına ve ihtiyaçlarına göre materyal üretebilir, böylece “tek tip eğitim” anlayışını kırarak daha kapsayıcı bir ortam sağlayabilir.
• Öğretmen yükünü azaltma:
Değerlendirme, geri bildirim, planlama gibi zaman alan görevler YZ ile desteklendiğinde öğretmenler daha çok rehberlik ve bireysel desteğe zaman ayırabilir.
• Veri temelli karar verme:
YZ sistemleri, öğrencilerin gelişimini takip ederek erken uyarı sinyalleri verebilir ve müdahale süreçlerini güçlendirebilir.
• Veri gizliliği ve güvenlik:
Öğrencilerin dijital izleri, korunması gereken hassas bilgilerdir. Şeffaflık, izin mekanizmaları ve güvenli depolama kritik önem taşır.
• Eşitsizlik riski:
Teknolojiye erişimi sınırlı olan okullar ve öğrenciler, YZ’den faydalanmada geri kalabilir. Bu da mevcut başarı uçurumunu büyütebilir.
• Yanlılık ve doğruluk sorunları:
YZ sistemleri hatalı veya önyargılı çıktılar verebilir; bu nedenle her sonuç, öğretmen rehberliğiyle değerlendirilmelidir.
• İnsan etkileşiminin azalması:
Öğrenci başarısında gerçek bağ kurmanın rolü büyüktür; teknoloji, öğretmen–öğrenci ilişkisinin yerine geçmemeli, onu desteklemelidir.
1) Etik ve güvenli kullanım politikaları oluşturun.
Veri gizliliği, şeffaflık ve sorumluluk ilkeleri net ve uygulanabilir olmalıdır.
2) Öğretmenlere YZ okuryazarlığı eğitimi verin.
Araçları kullanabilmek kadar sonuçları pedagojik ve etik açıdan değerlendirebilmek de önemlidir.
3) Eşit erişimi garanti altına alın.
Teknoloji yatırımları yalnızca maddi gücü olan okullarda değil, tüm öğrencilere ulaşmalıdır.
4) YZ’yi “öğretmenin destekçisi” olarak konumlandırın.
Amaç, öğretmenin yerini almak değil; öğretmenin zamanını, dikkatini ve etkileşimini güçlendirmektir.
5) Sürekli izleme ve değerlendirme yapın.
YZ’nin öğrenme sonuçlarına etkisi düzenli olarak ölçülmeli ve iyileştirme adımları atılmalıdır.
Yapay zekâ, eğitimde doğru kullanıldığında fark yaratan bir yardımcıdır; yanlış kullanıldığında ise riskleri büyütebilir. Bu nedenle en önemli strateji, teknolojiyi pedagojik amaçlarla ve insan merkezli bir bakış açısıyla harmanlamaktır.
Geleceğin sınıfları, öğretmenin uzmanlığının YZ’nin desteğiyle birleştiği yerler olacaktır.
Bu makale ChatGPT ile Türkçe diline uyarlanmıştır.
Kaynakça:
FMV Ispartakule Işık Okulları olarak teknolojiyle öğrenmenin sınırlarını zorladığımız bir günü daha geride bıraktık. Dünya teknoloji liderlerinden ViewSonic’in COO’su Bony Cheng, okulumuzu ziyaret ederek öğrencilerimizin yaratıcı projelerini yerinde inceledi.
Ziyaret boyunca öğrencilerimiz, “Kızlar Kodluyor” projesinden FRC (FIRST Robotics Competition) çalışmalarına, VEX Robotics projelerinden PYP kapsamında İngiltere’deki okul ile yürütülen uluslararası iş birliğine kadar birçok yenilikçi girişimlerini paylaştılar.
Bonny Cheng, öğrencilerimizin üretkenliğine, takım çalışmasına ve dijital teknolojileri öğrenmeye duydukları tutkuya büyük bir hayranlık duydu. Okulumuzun teknolojik altyapısını keşfederken, öğrenme ortamlarımızın esnekliği ve yenilikçi yaklaşımımız kendisinde derin bir etki bıraktı.
ViewSonic’in eğitimde teknolojiyi daha erişilebilir ve ilham verici kılma vizyonu ile Işık Okulları’nın yenilikçi eğitim anlayışı arasında kurulan bu güçlü bağ, geleceğin öğrenme ekosistemine dair umut verici bir adım oldu.
Bizler için bu ziyaret yalnızca bir buluşma değil; teknoloji, yaratıcılık ve öğrenmenin birleştiği bir ilham anıydı.
Okumak, Bilginin Sessiz Düşüncesini Duymaktır
Okuma eylemi, genellikle günlük hayatın yorgunluğunu hafifleten bir kaçış kapısı ya da akademik başarının zorunlu bir aracı olarak görülür. Oysa bu dingin eylemin derinliklerinde, bireyin karakterini ve vicdanını dönüştüren sessiz bir devrim yatar.
Sürekli ve bilinçli okuyan biri, bilgi ile kurduğu ilişkide derinleşir. Bu derinlik, hayatının her alanına özellikle de akademik dürüstlüğe yansır. Okumak, bilginin yüzeyinde gezinmek değil; o bilginin nasıl üretildiğini, hangi değerlerle paylaşıldığını ve kimin emeğiyle ortaya çıktığını fark etmektir. Gerçek okuma alışkanlığı, bizi bilginin basit bir tüketicisi olmaktan çıkarır; bize, üzerinde çalıştığımız her veriye karşı derin bir etik sorumluluk yükler. Bilinçli okur, bu sorumlulukla, hayatının her alanına dürüstlüğü taşıyan kişidir.
Peki, okuma kültürü nasıl oluyor da bizi dürüst birer öğrenci ya da araştırmacı yapıyor? Cevap, bilginin doğasını anlamamızda gizli.
Bilginin Arkasındaki "Emeği" Görmek
Bir kitabı, makaleyi veya tezi okuduğunuzda, aslında sadece sonuçları görmezsiniz; o bilginin ortaya çıkması için harcanan emeğin yolculuğuna tanıklık edersiniz.
· Bir yazarın o fikri bulmak için uykusuz kaldığı geceleri,
· Bir araştırmacının topladığı verilerin titizliğini,
· Bir düşünürün vardığı sonucun arkasındaki uzun eleştirel süreci...
Bu süreci gören bir okur, bir anda her bilginin bir "sahibi" ve bir "bedeli" olduğunu anlar. Bu farkındalık, bir bilgiyi kopyalayıp yapıştırmayı (intihal yapmayı) vicdanen zorlaştırır.
Akademik dürüstlük alanının önde gelen isimlerinden Bruce Macfarlane (2022), dürüstlüğün sadece kopya çekmemek olmadığını söyler. Ona göre bu kavram; bilgiye saygı duymayı, başkasının emeğini takdir etmeyi ve kendi düşüncelerini özgün biçimde ortaya koymayı içerir. Okumak, bize tam olarak bu saygı ve takdir duygusunu kazandırır.
Vicdani Bir Kalkan: Saygı ve Sorumluluk
Uluslararası Akademik Dürüstlük Merkezi (ICAI), akademik dürüstlüğü beş temel değere dayandırır: Dürüstlük, Güven, Adillik, Saygı ve Sorumluluk. Bu değerler, akademik hayatımızın kurallarını değil, kültürünü belirler.
Akademik etik uzmanı Tricia Fishman (2014) da bu kültürel dönüşümün altını çizer. Okuma alışkanlığının yarattığı "vicdani farkındalık" ile kişi:
Entelektüel Saygıyı Öğrenir: Bir fikrin sahibini belirtmek, o fikrin çalınmaması için konulmuş yasal bir zorunluluktan önce, o kişinin emeğine duyulan içten bir saygıdır. Okuyan kişi, kendi düşüncesiyle çelişen bir fikrin bile arkasındaki entelektüel gücü takdir etmeyi öğrenir
Sorumluluk Almayı Geliştirir: Sadece başkasının fikrini dürüstçe kullanmak yetmez; okuma, kişinin kendi fikrini, kendi sesini oluşturma sorumluluğunu da yükler. Okumak, mevcut bilgiyi sindirip, onu yeni ve özgün bir bakış açısıyla harmanlama becerisi verir. Bu da bizi, kolay yoldan bilgi edinme (manipülasyon veya yanlış bilgi yayma) tuzağından korur.
Dürüstlük, Kitaplardan Doğar, Kütüphanelerde Başlar
Okuma alışkanlığı, akademik dürüstlüğün temelini oluşturan en güçlü yumuşak becerilerden biridir. Okumayan bir öğrenci, bilgiyi yalnızca bir “sonuç” olarak görür ve bu sonuca ulaşmanın en kısa yolunu arar.
Oysa düzenli ve eleştirel okuyan birey, bilginin arkasındaki emeği, bağlamı ve değeri fark eder. Bu farkındalık, onun en iyi intihal programından bile güçlü bir ahlaki denetim mekanizması oluşturmasını sağlar.
Akademik dürüstlük, dışarıdan dayatılan katı kurallarla değil; içeriden gelişen bir okuma kültürüyle ayakta kalır.
Bilim dünyasının temellerini sağlamlaştırmak istiyorsak, önce okuma alışkanlığının yaygınlaşmasına yatırım yapmalıyız.
Çünkü dürüstlük, gerçekten de kütüphanelerde başlar.
“Bilim sadece formüllerden ibaret değildir; bağımsız düşünebilme cesareti de en az bilgi kadar önemlidir.”
Eğitimde temel hedeflerimizden biri, öğrencilerin araştırmaya yönelmelerini, bilimsel düşünceyi yaşamlarının bir parçası hâline getirmelerini sağlamaktır. Onları yalnızca bilgiyle donatmak değil; aynı zamanda bağımsız düşünebilen, sorgulayan ve çözüm üreten bireyler yetiştirmek isteriz.
Bu noktada iki kavram öne çıkar: zihnin bağımsızlığı ve bilimsel metotları kullanma. Bu iki kavramı çok iyi anlatan bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hikâye, eğitimci Alexander Calandra tarafından 1959 yılında Saturday Review dergisinde yayımlanmıştır ve yıllar içinde farklı dillerde, farklı versiyonlarıyla anlatılagelmiştir.
Barometre ve Gökdelen Hikâyesi
Bir üniversitede fizik sınavında öğrencilere şu soru sorulur:
“Bir binanın yüksekliğini barometre ile nasıl bulursunuz? Açıklayınız.”
Öğrencilerden biri kâğıdına şu yanıtı yazar:
“Barometrenin ucuna bir ip bağlar, binanın tepesinden aşağıya sarkıtırsınız. Barometre yere değdiğinde ipin boyu ile barometrenin uzunluğunu toplarsınız; bu da binanın yüksekliğini verir.”
Bu oldukça yaratıcı cevap hocayı kızdırır ve öğrenci dersten kalır. Ancak öğrenci itiraz eder. Bunun üzerine, durumun adil biçimde değerlendirilebilmesi için başka bir öğretim üyesi görevlendirilir.
Yeni öğretmen, cevabın aslında doğru olduğunu fakat fizik bilgisini ortaya koymadığını belirtir. Öğrenciden soruya sözlü cevap vermesini ister ve ona 6 dakika süre tanır.
İlk 5 dakika sessiz geçen sürenin ardından öğrenci şöyle der: “Birçok farklı cevabım var ama hangisini seçmem gerektiğine karar veremiyorum.”
Ve ardından alternatiflerini sıralar:
· “Barometreyi tepeden aşağıya bırakarak yere düşene kadar geçen süreyi ölçerim.
h = ½ g t² formülünden yüksekliği hesaplarım.”
· “Hava güneşliyse, barometrenin gölgesini ve boyunu ölçerim. Ardından binanın gölgesini ölçüp orantı kurarım.”
· “Eğer yangın merdiveni varsa, barometreyi cetvel gibi kullanarak yükseklik boyunca ölçüm yapabilirim.”
· “Klasik yöntem tercih edilirse, tepe ve zemin arasındaki basınç farkını ölçer, milibar cinsinden farkı metreye çeviririm (ki öğrenciden beklenen cevap budur)”.
· “Ama biz her zaman zihnin bağımsızlığı ve bilimsel metotları kullanmaya teşvik edildiğimiz için, en iyi yol şüphesiz kapıdaki görevliye gidip barometreyi armağan ederek karşılığında binanın yüksekliğini söylemesini istemek olurdu.
Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?
Öğrencinin bu yanıtlarını dinledikten sonra siz olsaydınız onu dersten bırakır mıydınız, yoksa bağımsız düşünme yeteneğini dikkate alarak başarılı mı sayardınız?
Yazının düzenlenmesinde yapay zeka uygulaması Chat GPT den faydalanılmıştır.







Handpan: Modern Dünyanın Büyüleyici Enstrumanı
Handpan, ilk olarak 2000 yılında İsviçre'de Felix Rohner ve Sabina Schärer tarafından geliştirilen, benzersiz bir müzik enstrumanıdır. Çelik bir yüzeye sahip olan bu el yapımı enstruman, hem vurmalı hem de melodik özellikler taşır. Handpan, sıcak ve derin tınılarıyla dinleyicilere meditatif bir deneyim sunarken, çalması kolay olduğu için her yaştan bireyin rahatça öğrenebileceği bir enstruman olarak öne çıkar. Kökeni nispeten yeni olsa da, dünya çapında hızla popülerleşen Handpan, özellikle sanat terapisi, meditasyon ve modern müzik prodüksiyonunda sıklıkla kullanılıyor. Caz ve doğaçlama müzik, elektronik müzik , klasik müzik, pop müzik , çocuk müzikleri ve dünya müzikleri olmak üzere handpanin büyüleyici sesi tüm müzik tarzlarıyla bütünleşebiliyor.
FMV Özel Erenköy Işık Ortaokulu’nda Bir İlk!
Türkiye’de ilk defa “Handpan” eğitimine öncülük eden okullardan biri olarak, FMV Özel Erenköy Işık Ortaokulu'nda bu eşsiz enstrumanı öğrencilerimizle buluşturmanın heyecanını yaşıyoruz! 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında değerli müzik öğretmenlerimizin mentörlüğünde 5 sevgili öğrencimizle handpan eğitimine başlayan okulumuz, Handpan’in sanatsal ve ruhsal derinliğini gelecek nesillere aktararak, öğrencilerimizin hem sanatsal gelişimini hem de duygusal zenginleşmesini hedefliyor.
Handpan’in büyüleyici tınılarıyla tanışan öğrencilerimiz, müzik yoluyla hem yaratıcılıklarını keşfetme hem de ritim ve melodiyi farklı enstrumanlarla harmanlayarak yeni bir perspektif geliştirme şansı yakalıyorlar. Öğrencilerimiz ilk handpan performanslarını “NEY” ve “Perküsyon” eşliğinde “Okul Konseri”lerinde sergilediler. Türkiye’de okullarda ilk defa Handpan eğitimini başlatan öncü bir kurum olarak, bu adımımızla sanat ve eğitimi yenilikçi bir boyuta taşımaktan gurur duyuyoruz.
Bu benzersiz enstruman, öğrencilerimizin hayal gücüne ilham verirken, okul kültürümüzün Atatürk’ün Işığında iyi insan yetiştirme yolunda sanata verdiği değeri bir kez daha gözler önüne seriyor.
FMV Işık Okulları, sanatta yeniliklerin adresi olmaya devam ediyor!
Alper GUZEL
FMV Özel Erenköy Işık İlkokulu-Ortaokulu
Müzik Öğretmeni / Müzik Bölüm Başkanı
Bugünün öğrencileri, teknolojiyle doğan ve büyüyen bir kuşağın temsilcileridir. Onlar için tablet, telefon, bilgisayar ya da internet sıradan bir araç değil, hayatlarının doğal bir parçasıdır. Bu nedenle eğitim de artık klasik yöntemlerle sınırlı kalamaz; öğrenme süreçlerinin dijitalleşmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.
FMV Işık Okulları olarak bizler de bu dönüşümün bir parçası olmaktan öte, ona öncülük etmeyi amaçlıyoruz. BYOD (Bring Your Own Device) sistemi, IDP (Işıkta Dijital Pasaport) uygulaması ve dijital vatandaşlık eğitimleri, öğrencilerimizin teknolojiyle bilinçli, sorumlu ve üretken bir ilişki kurmalarını sağlıyor.

Teknoloji, eğitimde yalnızca yeni araçlar sunmaz; aynı zamanda öğrenme biçimimizi kökten değiştirir. Artık öğrenciler, sadece öğretmenin anlattıklarıyla değil, kendi araştırmalarıyla da öğrenme süreçlerini zenginleştirebiliyor. Öğretmenler için bu durum, bilgiyi aktarmaktan çok öğrencilerin öğrenme yolculuklarına rehberlik etmek anlamına geliyor.
Derslerde kullanılan dijital araçlar, öğrencilerin merakını artırıyor, sınıf içinde daha fazla katılım sağlıyor ve öğrenmeyi günlük hayatla daha bağlantılı hale getiriyor. Bir öğrenci derste bir konuyu merak ettiğinde, anında cihazından araştırma yapabiliyor. Böylece öğrenme daha canlı, daha etkileşimli ve daha kişisel bir hal alıyor.

FMV Işık Okulları’nda yıllardır başarıyla uygulanan BYOD sistemi, öğrencilerin kendi cihazlarını okul ortamında kullanmalarına imkân tanıyor. Ancak bu, yalnızca bir ayrıcalık değil, aynı zamanda bir sorumluluk. Öğrenciler cihazlarını okul kurallarına uygun şekilde kullanmak, bakımını yapmak ve gerektiğinde ders için hazır bulundurmak zorundalar.
Bu sistem sayesinde öğrenciler, derslerde çok daha aktif olabiliyor. Araştırmalarını hızlıca yapabiliyor, grup çalışmalarını çevrim içi ortamda sürdürebiliyor ve notlarını dijital olarak organize edebiliyorlar. En önemlisi de, teknolojiyi sadece eğlence için değil, öğrenmenin ayrılmaz bir parçası olarak görmeyi öğreniyorlar.

IDP (Işıkta Dijital Pasaport), FMV Işık Okulları’nın öğrencilerine sunduğu özel bir uygulama. Bu program sayesinde öğrenciler, teknolojiye erişmeden önce gerekli bilgi ve becerileri kazanıyor. Güvenli internet kullanımı, ekran süresi dengesi, sosyal medyada saygılı iletişim, siber zorbalıktan korunma ve akademik dürüstlük gibi konular bu programın merkezinde yer alıyor.
IDP sınavında başarılı olan öğrenciler, “dijital pasaportlarını” alarak BYOD hakkı kazanıyor. Bu uygulama, öğrencilerin yalnızca teknolojiye erişimini değil, aynı zamanda onu bilinçli kullanma becerisini de ölçüyor. Böylece her öğrenci, kendi cihazını derslere getirirken sorumluluklarının da farkında oluyor.

FMV Işık Okulları olarak yalnızca teknoloji kullanımına değil, aynı zamanda öğrencilerimizin dijital vatandaşlık kültürünü geliştirmeye de önem veriyoruz. Bu bağlamda uluslararası bir akreditasyon olan Common Sense School unvanına sahip olmamız, verdiğimiz eğitimin evrensel standartlarla örtüştüğünü gösteriyor.
Bu kapsamda öğrencilerimize şunu kazandırmayı hedefliyoruz:
Dijital dünyada etik ve saygılı bir iletişim kurmak,
Ekran süresini dengeli yönetmek,
Çevrim içi ortamda karşılaştıkları bilgiyi sorgulamak,
Paylaşımlarının bireysel ve toplumsal etkilerini fark etmek.
Bu beceriler, onları yalnızca bugünün öğrencileri olarak değil, aynı zamanda yarının bilinçli bireyleri olarak da hazırlıyor.

“Dijital Nesil, Dijital Okul” anlayışı, FMV Işık Okulları’nın eğitim yaklaşımının temelini oluşturuyor. Teknolojiyi sadece bir araç olarak değil, öğrenmenin, paylaşmanın ve üretmenin bir yolu olarak görüyoruz.
BYOD ve IDP uygulamaları ile Common Sense School programları, öğrencilerimizin akademik gelişimlerinin yanı sıra kişisel sorumluluklarını da pekiştiriyor. Çünkü biz biliyoruz ki:


Hiç düşündünüz mü?
Evinizdeki lamba size “Ben şu anda açık kaldım, kapatmayı unuttun!” diyebilseydi ya da okul bahçesindeki çiçekler “Toprağım susadı, biraz su isterim” diye haber gönderseydi…
Aslında bu hayal değil! 🎯
Bugün Nesnelerin İnterneti (Internet of Things – IoT) sayesinde eşyalar, sensörler ve makineler birbirleriyle konuşabiliyor. Üstelik bu iletişim yalnızca hayatı kolaylaştırmakla kalmıyor, dünyayı da daha akıllı ve sürdürülebilir hale getiriyor.
Basitçe anlatmak gerekirse:
👉 Çevremizdeki cihazlar internete bağlanarak veri toplar, bu verileri birbirleriyle paylaşır ve bazen insan müdahalesi olmadan kararlar alabilir.
💡 Örneğin:
Akıllı saatler kalp atış hızımızı ölçer ve bize sağlıkla ilgili uyarılar verir.
Evdeki akıllı termostat, havanın durumuna göre sıcaklığı ayarlayabilir.
Tarımdaki sensörler, toprağın nemini ölçüp otomatik sulama yapabilir.
Okullardaki hava kalitesi ölçer cihazlar, sınıf ortamını daha sağlıklı hale getirebilir.
Bu teknoloji artık sadece büyük fabrikalarda ya da bilim kurgu filmlerinde değil; günlük yaşamımızda.
🎒 Okullarda hava kalitesi sensörleri sayesinde öğrenciler daha temiz havada ders yapıyor.
🌱 Akıllı bahçe sistemleri sayesinde bitkiler ihtiyaç duydukları kadar sulanıyor.
🛏️ Evdeki akıllı saatler çocukların uyku düzenini takip edebiliyor.
🚦 Şehirlerdeki akıllı trafik lambaları, yoğunluğa göre sürelerini ayarlayarak trafiği rahatlatıyor.
Zaman ve enerji tasarrufu sağlar.
Çevreyi korumaya yardımcı olur.
Öğrencilerin teknolojiyle tüketici değil, üretici olarak tanışmasına fırsat verir.
Merak duygusunu artırır, yeni projelere kapı açar.
Gelecekte öğrencilerimiz, sadece teknolojiyi kullanan değil; bu sistemleri tasarlayan ve geliştiren bireyler olacaklar. Bugün attığımız küçük adımlar, yarının büyük yeniliklerine zemin hazırlar 🌱✨
Nesnelerin İnterneti; evimizi, okulumuzu, şehirlerimizi ve dünyayı dönüştürüyor. Belki de bir gün sizin çocuğunuz, yeni bir akıllı cihaz tasarlayacak ya da çevreyi koruyan bir IoT projesi geliştirecek.
Bugün sorduğumuz küçük bir soru…
👉 “Eşyalar konuşsaydı ne olurdu?”
…yarının büyük keşiflerinin başlangıcı olabilir 💭🌟
Çocukların sağlıklı, mutlu ve güvende bir dünyada büyümesi, en temel haklarıdır. Bu hakları korumak ve onlara daha iyi bir gelecek sunmak ise yetişkinlerin sorumluluğudur. Bu sorumluluğun en önemli parçalarından biri, çocukları yalnızca kendi toplumlarının değil, tüm dünyanın birer parçası oldukları bilinciyle, yani "küresel vatandaş" olarak yetiştirmektir.
Küresel vatandaş olmak, sadece kendi çevremizi değil, dünyadaki diğer insanları, çocukları, hayvanları ve doğayı da önemsemek demektir. Farklı kültürlerden gelen insanlarla dostluk kurmak, onlara saygı duymak ve evrensel sorunlara karşı duyarlı olmak bu vatandaşlığın bir parçasıdır.
Peki, nedir bu küresel vatandaşlık?
Kapsamlı bir yaklaşımla küresel vatandaşlık şöyle tanımlanabilir:
Sadece doğduğu, büyüdüğü ülkeye ait bağlarla yetinmeyen; evrensel insan haklarını tanıyan; tüm insanlık ailesinin ürettiği kültürleri kabul eden ve tanımaya çalışan; sosyal, ahlaki, siyasi ve çevre sorumluluklarının bilincinde olan; eylemlerinin sorumluluğunu alabilen; teknolojiyi etkin kullanan; yenilikçi ve girişimci bir yaklaşımla çözüm üretebilen; liderlik ve takım çalışması yapabilen; geleceği tasarlayan bireyler yetiştirmektir.
Bu tanım, iki temel etkileşim alanı üzerinde yükselir:
Bu vizyon, özellikle okul öncesi dönemden itibaren hayata geçirilmelidir. Okul öncesi dönem, çocukların dünyayı keşfetmeye başladıkları ve temel değer yargılarını geliştirdikleri çok kıymetli bir süreçtir. Bu dönemde verilen değerler eğitimi, onların yaşam boyu sürecek sosyal ve duygusal becerilerinin temelini oluşturur.
Küresel vatandaşlık, çocuklara farklılıkları tanıma, empati kurma, doğaya ve insana saygı duyma gibi çok boyutlu değerler kazandırır. Bu değerlerin erken yaşta benimsenmesi, çocukların:
Çocuklara küresel vatandaşlık bilincini kazandırmak, onlara “Ben sadece kendi evimin, sokağımın, ülkemin değil, dünyanın da bir parçasıyım.” duygusunu verir. Bu duygu; çok kültürlü hikayeler, oyunlar, farklı ülkelerin müziklerini dinlemek ve dünya çocuklarının yaşamları hakkında sohbet etmek gibi basit ama güçlü deneyimlerle pekiştirilir.
Çocuk haklarına saygıyı temel alan bir eğitimle, onları yalnızca geleceğin meslek sahipleri olarak değil, aynı zamanda küresel vatandaşlık bilinciyle yetişen, tüm dünyaya değer katan, adil ve barışçıl bir geleceğin mimarları olarak desteklemek en büyük sorumluluğumuzdur.
Eğitimde Yenilikçi Bakış Açısı ve Yapay Zekâ Kullanımı
Eğitim, sürekli gelişen ve değişen bir alandır. Toplumların bilimsel ve teknolojik ilerlemeleri, eğitim ortamlarını da doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda öğretmenlerin yenilikçi bakış açıları ve yapay zekâ farkındalıkları, özellikle 21. yüzyıl becerilerini destekleyen öğrenme ortamlarının oluşmasında kritik rol oynamaktadır. Yapılan araştırmalar, öğretmenlerin bireysel yenilikçilik düzeyleri arttıkça teknolojiye uyum sağlama ve yapay zekâ uygulamalarını kullanma eğilimlerinin de yükseldiğini göstermektedir (Gündüz, 2021; Yüregir, 2023).
Yenilikçi Bakış Açısının Önemi
Yenilikçilik, yeni fikirlerin uygulanması, değişimlere uyum sağlanması ve farklı bakış açılarıyla öğrenme ortamlarının zenginleştirilmesi olarak tanımlanır (Demirel ve Seçkin, 2008). Araştırmalar, yenilikçi öğretmenlerin öğrencilerin merakını canlı tuttuğunu, öğrenme süreçlerini çeşitlendirdiğini ve bireysel farklılıklara daha duyarlı olduklarını ortaya koymaktadır. Özellikle özel yetenekli öğrencilerin eğitiminde yenilikçi yaklaşım, onların potansiyellerini açığa çıkaracak en etkili yollardan biridir.
Tezimde elde edilen bulgular da bu görüşü desteklemektedir. Araştırmaya katılan 401 öğretmenden elde edilen veriler, bireysel yenilikçilik düzeyi yüksek olan öğretmenlerin yapay zekâ farkındalıklarının da yüksek olduğunu ortaya koymuştur (Yüregir, 2023). Başka bir ifadeyle, yenilikçi düşünceye sahip öğretmenler teknolojiyi daha kolay benimsemekte ve yapay zekâ uygulamalarını eğitim süreçlerinde daha verimli kullanabilmektedir.
Eğitimde Yapay Zekânın Rolü
Yapay zekâ (YZ), insana özgü düşünme, karar verme ve öğrenme süreçlerini taklit eden sistemlerdir (Nabiyev ve Erümit, 2020). Eğitim alanında yapay zekânın sunduğu katkılar giderek artmaktadır. Uyarlanabilir öğrenme sistemleri, öğrencilere kişiselleştirilmiş içerikler sunmakta; otomatik geribildirim mekanizmaları öğrencilerin eksiklerini hızlıca fark etmelerini sağlamaktadır (Beck, Stern & Haugsjaa, 1996).
Araştırmamda öğretmenlerin büyük çoğunluğunun yapay zekâyı bir tehdit değil, ders süreçlerini destekleyen bir araç olarak gördüğü ortaya çıkmıştır. Özellikle çevrim içi eğitim süreçlerinde yenilikçi özelliklere sahip öğretmenlerin dijital araçları daha hızlı benimsediği ve yapay zekâ uygulamalarını kullanmaya daha istekli oldukları bulgular arasında yer almaktadır (Nayci, 2021; Yüregir, 2023).
Öğretmenlerin Farkındalıkları
Tezimin sonuçlarına göre, öğretmenlerin yapay zekâ farkındalık düzeyleri ile bireysel yenilikçilikleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır. Hatta bireysel yenilikçilik, öğretmenlerin yapay zekâ farkındalığını anlamlı düzeyde yordayan bir değişken olarak bulunmuştur. Bu sonuç, öğretmenlerin mesleki gelişimlerinde yenilikçi düşünmenin ne kadar kritik olduğunu göstermektedir.
Cinsiyet, yaş, kıdem yılı ve branş gibi değişkenlere göre farkındalık düzeylerinde anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir. Örneğin, genç öğretmenlerin teknolojiye daha hızlı uyum sağladıkları, kıdemi yüksek olan öğretmenlerin ise deneyimlerini yapay zekâ ile destekleyerek sınıf içi süreçlerde daha dengeli yaklaşımlar sergiledikleri belirlenmiştir (Yüregir, 2023).
Sonuç ve Değerlendirme
Eğitimde yapay zekâ ve yenilikçi bakış açısı bir arada düşünüldüğünde, öğretmenlerin rolü çok daha kritik hale gelmektedir. Öğretmenler teknolojiyi bilinçli ve pedagojik amaçlara uygun şekilde kullandıklarında, hem mesleki gelişimlerini desteklemekte hem de öğrencilerin öğrenme deneyimlerini daha verimli hâle getirmektedirler.
Sonuç olarak, geleceğin eğitim ortamlarında yapay zekâdan bağımsız bir süreç düşünmek mümkün görünmemektedir. Bu noktada öğretmenlerin yenilikçi bakış açısını geliştirmeleri, öğrenciler için daha anlamlı, kapsayıcı ve kişiselleştirilmiş öğrenme ortamlarının oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.
Detaylı bulgular, istatistiksel veriler ve öğretmen görüşleri için yüksek lisans tezime göz atabilirsiniz.
Kaynakça
Unplugged (Ekransız) Robotik Kodlama
Geçmişin izinden hareketle, bugüne hitap eden, geleceğe ışık olmaya çalışan, öğrencilere rehber olan 21. yüzyılın öğretmenleri için yeni gelişmeleri takip etmek, 21. yüzyıl becerilerine hakim olmak ve alan bilgilerini güncellemek son derece önemli bir hale gelmiştir. Eğitim öğretim alanındaki yeniliklerden birisi de “Unplugged (Ekransız) Robotik Kodlama” çalışmalarıdır.
21. yüzyıl becerileri içerisinde problem çözme, eleştirel düşünme, yaratıcılık gibi nitelikler öne çıkmaktadır. Bu niteliklerin edinilmesine zemin hazırlayacak olan çalışmalar ise “Unplugged (Ekransız) Robotik Kodlama” etkinlikleridir. En net tanımıyla ekransız robotik kodlama, herhangi bir dijital cihaz kullanmadan problem çözmeyi, algoritmik düşünmeyi, kodlamayı öğreten bir yöntemdir. Algoritma, problemin çözümü için ya da belirlenen bir hedefe ulaşabilmek adına adım adım ilerleyen, belirli olan talimatlardır. Adım sırası ve uygulama süreci belli kuralları ifade eder. Algoritmik düşünme becerisi de bu süreci destekleyen problemin küçük adımlara bölünerek her adımda sistematik biçimde ilerlenebilmesini sağlayan bir niteliktir. Kodlama becerisi de bilgisayarlara veya robotlara adım adım ne yapılması gerektiğini anlatma sanatıdır. Bu beceri de öğrencilere problem çözme ve düşüncelerini düzenli biçimde ifade etme yetkinliklerini kazandırır. Özetle ekransız robotik kodlamaya ait tüm bu özellikler 21. yüzyıl becerilerini içererek ilkokul öğrencilerinin akademik gelişmelerine son derece pozitif katkılar sunmaktadır.
Çalışmaların içerikleri farklı biçimlerde kurgulanabilir. Hedefe ulaşabilme mantığını esas alan etkinliklerle, adım adım ilerlenen planlanan çalışmalar yürütülebilir. Çocuklar için basit robotik setler kullanılarak süreç oyunlaştırılabilir, günlük yaşamla kolaylıkla ilişkilendirilebilir. Çeşitli kodlama oyunlarıyla adım adım talimat oluşturma, talimatları uygulama ve sonuçlarını gözlemleme fırsatı sunulabilir. İlkokul öğrencilerinin adım adım düşünmelerine imkan tanıyacak bulmacalar veya puzzle aktiviteleri tercih edilebilir. Ders sürecinin içerisine algoritma oluşturma, sayma, sıralama, eşleştirme, sınıflandırma gibi ilkokul seviyesi için çok önemli olan bu becerilere hitap eden etkinlikler entegre edilebilir. Bütün bu etkinlikler ilkokul öğrencilerinin sayma, sıralama, eşleştirme, büyüklük küçüklük, az ve çok, örüntü tanıma, basit sıralama yapma, ölçme, karşılaştırma, yer yön bilgisi gibi farklı birçok nitelikte gelişimini destekleyecektir. Çalışmalar hem akademik seviyeyi, ulaşılmak istenen çıktıların niteliğini hem de algoritmik düşünme becerisi ile problem çözme becerisini geliştirmeye fırsat sunacaktır.
